9 numaralı forma

Son düdük… Maç bitmişti…
Futbolcular saha içerisinde çılgınca koşturmaya başlamıştı. Sezonun son maçını da galibiyetle tamamlamış, takımlarını bir üst kümeye taşımışlardı. Mağrurlardı. Birazdan mutluluklarını perçinleyecek olan kupayı havaya kaldıracak ve madalyalarını alacaklardı. Belki büyük klüplerin temsilcileri tarafından beğenilecek, altyapıda oynama teklifini bile alacaklardı.
Kupa seremonisi… Takım kaptanı, federasyon başkanının elinden kupayı almış ve takım arkadaşlarıyla birlikte havaya kaldırmıştı. Göğsüne baktı. Bir kurdeleyle boynuna asılmış madalyasını izledi bir süre… 9 numaralı formasıyla çıktığı maçları hatırladı kaptan. Attığı golleri, sakatlanmalarını, idmanları… Sezon boyunca gösterdiği performansla bu madalyaya layık görmüşlerdi onu.
Kupa masanın üzerine kondu. Kaptan bir süre izledi kupayı. Aldığı teklifi düşünüyordu. Büyük bir takımda, antrenmanlara katılması teklif edilmişti. Zirveye doğru adım adım yaklaştığını hissetti kaptan. İnandığı geleceğe… Gururluydu Ömer. 9 numaralı formasıyla, takım kaptanı Ömer.
Kapının arkasından annesinin sesi duyuldu:
-Ömer, yemeğini getirdim oğlum.
-Gir anne.
Fotoğraf albümünün kapağını kapattı Ömer. Annesinin komodinin üstüne bıraktığı yemek tepsisini aldı üzerine. Yemeye başladı. Bir yandanda perdenin aralık kısmından görünen caddeyi izliyordu. Caddede yürüyen, neşeli insanları. Kafeleri, lokantaları… Hayatı izliyordu.
Ömer arkadaşlarıyla eğlenmeye gitmişti. Kazandıkları bu zaferi kutlamaktı niyetleri. Eğlence bitti. Evlere dağılma vaktiydi. Ömer şimdi alış-veriş merkezinden çıkmış, arkadaşlarıyla yan yana yürüyordu. Neşe içindeydi Ömer. Gülüyordu, güldürüyordu. Herkes bu buluşmadan memnun kalmıştı. Haketmişlerdi nede olsa bunu. Ömer hedeflediği hayatı düşünüyordu. Dünyaca ünlü bir futbolcu olduğuna dair kurduğu hayalleri. Mutluydu Ömer. Herkes mutluydu…
Birden sırtında büyük bir acı hissetti Ömer. Hemen ardından boşlukta süzüldüğünü farketti. Ve çok kısa bir süre sonra daha şiddetli bir acı… Ve karanlık…
Gözlerini açtığında hastanedeydi. Annesinin ellerini tuttuğunu farketti. Annesi uyandığını görünce coşkuya kapıldı. Ağlıyordu. Oğlu uyandığı için ağlıyordu… Evet, Ömer yaşıyordu… Ama bir farkla…
Tepsiyi tekrar komodinin üzerine koydu. Pencereden caddede yürüyen insanları izlemeye devam ediyordu. Akşam güneşi odasının içine doluyordu. Üzerindeki yorganı kaldırdı. Bacaklarına baktı.
Caddede insanlar neşe içinde, gülümseyerek yürüyorlardı. Kimisi el ele, kimisi koşturarak…
Ömer gözlerini pencereden ayırdı. Akşam güneşinin aydınlattığı bacaklarına bakıyordu tekrar…
Bir daha yürüyemeyecek olan bacaklarına…
ayyash07

Yorum Yapın