Hastane odası

Aniden uyandı…
Yorgun gözlerle karşısındaki adama baktı süre. Çökmüş bir yüz. Kırışıklarla dolu, kuru cilt. Deri altından belli olan kılcal damarlar. Canlılığını kaybetmiş gözler. Kazınmış, saçsız bir kafa… Vücuda bağlı serumlar, solunum cihazı. Korkunç bir tabloydu. Duygu konuşma duyusunu kaybetmiş, solgun gözlerle kendisine bakmakta olan yaşlı adamın gözlerine dikti gözlerini…
Ağlamak istiyordu adam. Hıçkıra hıçkıra ağlamak. Ne var ki gözlerinden 2-3 damla yaş boşaltabiliyordu sadece. Ağlamaya hakkı olmadığını biliyordu. Bu daha çok kahır veriyordu yaşlı adama…
Karşısında oturan genç kızın doğumu geldi gözlerinin önüne. İlk torunuydu onun. Kucağına ilk aldığı günü hatırladı. Henüz açılmamış, yumuk gözleriyle uyuyordu. Kıpkırmızıydı suratı. Nasılda sevinmişti. Ve 18 yıl geçti aradan. Şimdi o yumuk gözlü, küçük parmaklı Duygu kendisini izliyordu. Ona böyle görünmek onu dahada üzüyordu…
Askerlik günleri. Yastık altlarında saklanan Bafralar, Samsunlar, Birinciler… Kantinden aldığı yeni Sipahi paketini koymuştu yastığının altına. Asker ocağında tek yardımcısı oydu. Nişanlısı yüzüğü atmıştı askere gelmeden önce. Mahalle arkadaşlarıda ilaç niyetine tavsiye etmişti. Gerçekten iyi gelmişti. Unutuyordu onu. Daha çok sarıldı sigaraya. Şimdi hiç üzülmüyordu ayrıldığına. Mutluydu. Nasılsa sigarası ve koğuş arkadaşları yeterdi ona.
44 sene geçmişti askerden geleli. Hala aklındaydı. Düğünü, kızının doğumu, emeklemeleri, okula başlaması, evlenmesi, çocuk sahibi olması… Zaten hiç unutmazdı anılarını. Her hatırlayışında bir sigara yakar, efkar dağıtırdı. Zaman bu kadar çabuk geçmemeliydi.
Sesinin günden güne kısıldığını farketti. Daha mekanik bir hal alıyordu sesi. Boğuluyormuş gibi çıkıyordu. Boğaz ağrılarıda cabası… Doktora gitmeye karar verdi birgün…
Duygu makina sayesinde konuşabilen adamdan alamıyordu gözlerini. Dedesinin her geçen gün ölüme yaklaştığını bilmek acı veriyordu. Gırtlak kanseriydi dedesi. Yapılan tedavilere yanıt verememiş, kanser temizlenememişti. Şu saatten sonrada yapılabilecek tek şey ölümünü beklemekti.
Her aldığı nefeste ciğerleri yanıyordu sanki. Her nefeste daha fazla kahroluyordu. Kesilmiş parmaklarına baktı. Bir zamanlar sigarayı arasında tuttuğu parmaklarına. Şimdi ne parmaktan eser vardı, ne de dumanı içine çektiği gırtlaktan.
Sarsılmaya başladı. Öksürüyordu yine. Buraya yattığından beri hiç durmuyordu. Gözlerinden yaşlar akana kadar öksürüyordu. Hemşireler geldi odaya. Duygu’yu dışarı çıkardılar… Duygu çıkmadan önce aralık kapıdan son kez baktı dedesine…
Çocukluğunu evinin bahçesinde beraber oynayarak geçirdiği dedesinin ölümünü hazmedemiyordu Duygu.
Ağlıyordu şimdi. Dedesi için…
ayyash07

Bir insan bütün duyguları ancak bukar,senin gibi yoğun yaşayabilir…aşkı.aşk acısını,dotluğu,özlemi,sadakatı,kaybetme duygusunu ve daha birçok şeyii bütün şiirlerinde görmek mümkün kardeşim….yüreğine sağlıkk dostummmm:):)