İyi bir anne

İdil iyi bir anneydi.

İlk çocuğuydu onun. Anıl henüz 3 yaşındaydı. Annesinin ilk göz ağrısıydı. Hep bu çocuğu beklemişlerdi. İdil normal yollardan hamile kalamamış, eşiyle beraber alternatif yolları denemeye karar vermişlerdi. Uzun bir tedaviden sonra bekledikleri yanıtı vermişti doktorları.

O günden sonra 8 aylık heyecanlı bir süreç içerisine girmişlerdi. Düzenli olarak ultrasona gidiyorlar, bebeklerinin gelişimini izleyebiliyorlardı. Cinsiyeti de belirlense tüm hazırlıklar eksiksiz yerine getirilecekti. Onu da öğrendiler bir süre sonra. Mavi renkli giysileri, odası hazırlanmaya başlamıştı.

İlk kucağına alışını hatırlıyordu çocuğunu. Mavi bornoz içerisinde kucağına verdikleri günü. Eşiyle birlikte hep bir ağızdan “Anıl” diye fısıldayışlarını hatırlıyordu. Yumuk gözkapaklarını nadir açtığı zamanlarda donuk mavi rengi gözlerini görebiliyorlardı. Tarifsiz bir mutluluktu.

Yaşlar boşanıyordu gözlerinden.

Büyüyordu Anıl. “De de de” heceleri dökülüyordu dilinden. Konuşmaya çalışıyordu. Olanca sevimliliğiyle “anne” diyeceği günleri bekliyordu.

Yürüyordu Anıl. Düşe kalka dengesini sağlamayı da öğrendi. Bu arada çevresindeki insanları da tanıyabiliyordu artık. Nesneleri tanıyabiliyordu. Özellikle oyuncaklarını. Arabalara oldum olası ilgisi vardı. Sürekli oyuncak araba alınırdı Anıl’a. Birkaç gün oynar, sıkılır kırardı. Annesi sinirlenirdi tabii.

Hıçkırıyordu İdil.

Mevfta olan oyuncaklarının sayısı bilinmiyordu. Annesini çileden çıkartıyordu Anıl. O bağırdıkça korkuyor, pusuyor ama vazgeçmiyordu. Annesi yanından gittikten sonra daha hiddetle vuruyordu arabaları. Sanki tüm suç onlarınmış gibi. Ama anlayamazdı Anıl. Annesinin neden ısrarla kendisine bağırdığını, vurduğunu anlayamazdı.

İdil ağlıyordu.

Birgün balkonda yakaladı annesi Anıl’ı. Saksının içindeki toprağın balkona dağıldığını gördü ilkin. Arada pembe-mor arası küçük yapraklarda seçiliyordu. Balkonda yetiştirdiği çiçeğin paramparça olduğunu anladı. Dahası balkon da yerlere saçılmış topraktan perişan haldeydi. Temizliği bitmezdi şimdi. Kan beynine çıktı düşündükçe. En son hatırladığı ağlamaktan kıpkırmızı kesilmiş küçük bir surattı. Bileği de incinmişti heralde. Oynatamıyordu.

Daha sonra bu yaptıklarından pişmanlık duysa da öfkesine hakim olamıyordu. Anıl, onun biricik çocuğuydu. Sahip olmak için nice sıkıntılara katlandığı çocuğu. Onu üzmek istemiyordu oysaki. Ama o da bazen hakediyordu.

İdil ağlıyordu.

Komşularıyla evin bahçesinde sohbet ediyordu İdil. Anıl da aynı apartmanda oturduğu, yaşıtı olan bir çocukla bisiklet sürüyordu. Muhabbet uzayıp gitmişti. Çaylar tazelendi; tabaklara kurabiyeler konuldu. Anıl hala bisiklet sürüyordu. 2. Katta oturan Hatice Teyze, gelininden bahsediyordu. Kurabiyeler, börekler atıştırılıyor, çaylar ardından yuvarlanıyordu. Kaldırımdan aşağı indi Anıl. İdil, tüm dikkatini Hatice Teyze’ye vermişti. Kah övgüyle bahsediyor gelininden, kah yerin dibine sokuyordu. Kendi kayınvalidesini düşündü İdil. Kısır diye aşağılandığı günler geldi aklına. Hatice Teyze’nin gelinini kıskandı birden. En küçük çocuğu ilkokula başlamıştı bu sene. Kendi çocuğuna daha 4 yıl vardı. Ama zekiydi Anıl. Yaramaz da olsa, zekiydi.

Ani fren ve çarpma sesiyle irkildi ahali.

İdil bir anda fırladı oturduğu yerden. Yola doğru koşarken arabanın önünde şekli bozulmuş bir metal yığını farketti. Az sonra sokak tamamıyla görüş mesafesindeydi. Az ileride, çöp tenekesinin yanındaki kırmızı birikintiye dikildi gözü. Devamına bakmak istemedi. Bayılmadan önce son gördüğü şey sandaleti ayağında kaymış, Anıl’ın kırılmış bacağıydı.

İdil ağlıyordu. Kocası kollarıyla sarmalamış, teskin etmeye çalışıyordu İdil’i. İdil hiç bir söylenene kulak asmıyor, sadece ağlıyordu. Hıçkıra hıçkıra. İleride bir grup genç beyaz çarşafa benzer birşeyi, kazılan çukura sokuyorlardı.

Hıçkırarak ağlıyordu İdil.

Keşke zamanı geri alabilseydi. Keşke daha sakin davranabilseydi. Keşke çocuğunu hiç üzmeseydi.

İdil iyi bir anneydi.

ayyash07

~ yazan: ayyash07 Mayıs 29, 2008.

Yorum Yapın