Sevinçli haber

Boş gözlerle elindeki kağıda bakıyordu.

“Aslan oğlum” diyordu bir erkek sesi. Coşkulu bir sesti. “Yarın bir dana keselim. Ahali de sevinsin.”

Boş gözlerle elindeki kağıda bakıyordu genç kız.

Uzun tarlalar geldi aklına. Ne diyordu babası: “Çalışacaksınız. Bu mısırlar kendi kendine toplanmıyor.”

Kendini bildi bileli çalışıyordu. Hayvanlara yem veriyor, tarlalara su veriyor, evin işlerini yapıyordu. Daha çocukken eline verdiler çapayı. Yorulduğunda ablaları devam ediyordu kaldığı yerden. O sıcakta çalışmayı kaldıramıyordu bünyesi. Ablaları daha büyüktü ondan. Dayanıklıydılar.

O çalışırken; kardeşi ya evde uyuyor olurdu, ya kahvede olurdu. Akşamları da mahallenin gençleriyle toplanıyordu. Kasabaya falan inerler, dolaşıp gelirlerdi. Sonra da eve gelir, Dilan’ın hazırladığı yemekleri yerdi. Sabırsızdı da. Yemek geç kalırsa ortalığı inletirdi. Evin tek erkek çocuğuydu ne de olsa.

Boş gözlerle bakmaya devam ediyordu kağıda.

12 yaşındaydı.  Evde kalan tek ablası da nihayet el evine gidiyordu. Daha 17 yaşındaydı ablası. 3 yıl önce istemeye gelmişlerdi. Babası ödeyemeyecekleri miktarda başlık parası istemişti. Ertesi sene denkleştirmişler, tekrar istemişlerdi. Şimdi gitme vaktiydi ablası için.

Boynuna sarıldı ablasının. “Kurtar kendini abla” diyordu. Ağlıyordu Dilan. Ablası da ağlıyordu. Konu, komşu, civar köylerden herkes toplanıp gelmişti gelin ağlatmak için. Gözyaşları ablasınınkilerle beraber halıya damlıyordu.

Bir pıt sesi geldi elinde tuttuğu kağıttan.

Ne yazıyordu acaba bu kağıtta? Kardeşine bir mektup getirmişti muhtar. Babası aldı mektubu, heyecanla yırtmaya başladı. Pek anlamamıştı babası ama iyi birşey yazıyordu heralde. Kardeşi Bilal’e verdi. Bilal kağıdı okur okumaz bir çığlık atmıştı, “Kazandım!” diye.  Büyük okulu kazanmıştı anlaşılan. Kasabada gidilen 3 katlı okuldan daha büyüğüne.  Liseydi herhalde o okul. Şimdi ondan da büyüğüne gidecekti kardeşi.

Bir pıt sesi daha geldi kağıttan.

Geçen sene bir vakıftan iyi giyimli, şehirli abiler, ablalar gelmişti köye. Tek katlı köy okulunun mevcudunda kız öğrenci olmadığını gördüler. Tek tek evleri gezdiler. Dilan yeni nişanlanmıştı o sırada. 16 yaşındaydı. Ona birkaç soru sordular. Cevap veremedi. Babası sinirlendi. Dilan şehirli abiyle babasını izliyordu mahzun gözlerle.

“Hayır diyordu, bana tarlada lazım o. Hem 1 seneye kalmaz evlenecek. Benim hanemden çıkacak o. Sözümü bozamam” diyordu babası. Şehirliler dil döküyordu babasına. “Olmaz” diyordu. Dilan, okula gitme hayallerini yavaş yavaş suya gömüyordu.

Bir pıt sesi daha geldi kağıttan.

“Ver o kağıdı çabuk” diye bağırdı sert bir erkek sesi, “Mahvedeceksin kağıdı!”

Babası elinden almadan önce, kağıda boş gözlerle bakmaya bir süre daha devam etti Dilan. Okuyamıyordu. En azından okuyabilseydi, okuma-yazma öğrenebilseydi… Şimdi en azından Bilal’le birlikte sevinebilirdi bu habere. Ama sevinemiyordu. Çünkü kağıtta sevineceği herhangi bir haber göremiyordu Dilan.

“Aslan oğlum” diyordu babası. “Yarın bir dana keselim. Ahali de sevinsin.”

Erkek evlattı çünkü o. Tüm hayvanlar, tarlalar ona kalacaktı. Soyadı devam edecekti. Dilan da başkasına gidecek, onlardan olacaktı. Evlenene kadar bakardı babası. Zaten 1 ay sonra düğünü vardı Dilan’ın. Yeni bir nüfus cüzdanı vereceklerdi. Soyadı değişecekti kimliğinde. Ama o yeni soyadının ne olduğunu göremeyecekti.

Dilan boş gözlerle babasına bakıyordu.

Bir pıt sesi geldi yerdeki muşambadan. Gözleri, artık yerdeki muşambayı ıslatıyordu.

ayyash07

~ yazan: ayyash07 Temmuz 14, 2008.

Yorum Yapın