Başınız sağolsun…

-Oğlum, eğer ölürsem arkamdan ağlamanızı istemiyorum. Hep gülümseyin.

-Anne, böyle konuşmayı bırak lütfen. Sana bir şey olmayacak. İyileştiğinde hep beraber güleriz.

Sedef, televizyonda dramatik bir film izliyordu. Uzun yıllar gurbette çalıştıktan sonra, memlekete döndüğünde annesini ölüm döşeğinde bulan bir adamın dramıydı bu. Klasik hikaye. İzleyicileri hüzünlendirmeye yönelik, sıradan bir hikayeydi.

O akşam işten yorgun dönmüştü. Mesaiye kalmış, zaten ağır olan işine 4 saatlik bir süre daha eklemişti. Günümüz şartları bunu gerektiriyordu.

“Kızım, bana su getirebilir misin?”

Sedef, anneannesine su getirmek için mutfağa doğru gitti. Biraz hareket iyi gelir hem diye düşündü.

-Umutlar tükeniyor. Hastamız tedaviye beklenen yanıtı vermiyor. Vücut direnci her geçen gün zayıflıyor. Her şeye hazırlıklı olun.

-Doktor bey, onu iyileştirin. Bunca sene ona hasret sonra annemi kaybedemem. Ona ihtiyacım var.

Sedef, su bardağını anneannesinin eline tutuşturdu. Anneannesi boş gözlerle pencereye bakıyordu.

“Kızım, bana su getirebilir misin?”

“Anneanne, su elinde ya.”

Sedef’i asıl yoran işi değildi. Her gün eve geldiğinde ilgilenmek zorunda olduğu anneannesiydi. Elinde olsa işi bırakır, anneannesiyle ilgilenirdi. Ama aynı zamanda çalışmak zorundaydı.

-Hastalık artık önlenemez şekilde ilerlemiş durumda. Bu saatten sonra tek yapabileceğimiz, onu birkaç gün daha ve acısız yaşatmak olacak.

-Bunu nasıl söylersiniz? Annemin öleceğini… Şimdi ben her gün, daha fazla acı çekmeden bir an önce ölmesi için dua mı edeceğim? Koskoca tıbbın elinden gelen bu mu?

Annesiyle beraber, her geçen gün anneannesinin çöküşünü izliyordu Sedef. Alzheimer hastasıydı. Basit unutkanlıklarla başlayan hastalığı zamanla ilerlemiş, kim olduğunu, yemek yiyip yemediğini bile unutacak hale gelmişti. Tuvaletinin geldiğini bile kendileri hatırlatmak zorunda kalıyorlardı. Sedef’i asıl yoran, anneannesinin hastalığıydı.

Şimdi ekranda adamın ve ailesinin hıçkırıklarla ağladığını görebiliyordu. Adam, annesini bir daha göremeyecek olduğuna üzülmekteydi. Bu ölüm, adam için çok erkendi.

-Başınız sağolsun.

Sevinmelisin diyordu içinden. Annenin daha fazla acı çektiğini görmedin. Gözünün önünde ölmeden, eriyip gitmesine tanık olmadın. Annen öldü ve kurtuldu diyordu Sedef. Herkes annen kadar şanslı değil.

Evet, anneannesi ölmüyordu. Ama yaşamıyordu da. Küçük bir kızken, okula giderken saçlarını ördüğünü hatırlamıyordu. Onu elinden tutup okula götürdüğünü, çıkana kadar kapıda beklediğini, iyi gelen karnesini ödüllendirdiğini hatırlamıyordu. Anneannesi, Sedef için yaptığı hiçbir şeyi hatırlamıyordu.

Televizyondaki adam, annesiyle ilgili anılarının yok oluşuna, o anıları bir daha hatırlamayacak olmasına, o anılarda dolu olan annesinin artık olmamasına ağlıyordu.

Sedef, yaşadığı halde hiçbir şeyi hatırlamayan anneannesine ağlıyordu. Bedenen yaşıyordu ama artık sadece anılarda vardı. Anneannesi torununun varlığını bile bazen hatırlamıyordu. Bu ölümden bile beterdi.

Film biterken, duyduğu son bir cümleyle, düşüncelerinden bir an olsun gerçek dünyaya dönmüştü. Babasının, adamın elini sıkarken söylediği bir taziyeydi bu.

“Başımız sağolsun…”

Sağolun diye cevap verdi Sedef…

ayyash07

~ yazan: ayyash07 Ağustos 6, 2009.

Yorum Yapın