Pembe dizi

-Gidelim buralardan n’olur?  Bir an önce gidelim.

-Merak etme meleğim. Her şey yoluna girecek.

Yukarıdaki cümleler bir Türk filminden alınma değildi. Gerçek hayatta, birbirini seven 2 insanın kurduğu cümlelerdi bunlar. Melek ile Mehmet’in. Kendi duygularının, büyüklerinin aldıkları kararlar yanında önemsiz olduğu, iki âşıktı Melek ile Mehmet.

Köy yerinde insan çabuk bulurdu birbirini. Mehmet ile Melek de öyle bulmuştu birbirlerini. Çocukken başlamıştı sevgileri ama büyüyünce sevgilerinin bir anlam kazanacağını anladılar. Evlenmek istiyorlardı. Ama her iki ailenin de böyle bir isteği yoktu. Özellikle Melek’in ailesinin.

Mehmet ise ailesini zorla ikna etmiş, Melek’i istemeye gitmişlerdi. Ama resmen kapıdan kovulmuşlardı. Melek ile Mehmet’in babaları, 3 sene önce bir arazi meselesi yüzünden karşı karşıya gelmişler, birbirlerine düşman olmuşlardı. İki düşman aile de çocuklarını evlendirmek istemiyordu.

Melek uzun bir süre evden çıkamadı. Duyduğuna göre, görücüleri gelecekti. Babasının fikri olumluydu. Yanlış insanlara gönül vermesindense, böylesi daha iyiydi.

-Sebeb-i ziyaretimiz malum. Bizim oğlanın evlenme vakti geldi. Eğer siz de uygun görürseniz; Allah’ın emri, peygamberin kavliyle kızınız Melek’i oğlumuz Hasan’a istiyoruz.

-Oğlunuzdan daha iyi damat bulacak değilim ya. Verdim gitti. Hadi hayırlı olsun.

Melek yan odadan bu konuşmaları dinliyordu. Mutsuzdu. Hasan’la kesinlikle evlenmek istemiyordu.

-Gidelim meleğim buralardan. Seni başkasının ellerinde görmeye dayanamam.

-Gidelim Mehmet, gidelim. Hem de bir an önce.

Nişandan bir gün önce Melek, Mehmet’le Ankara’ya kaçmıştı. Usulünce nikâh kıyacaklar, sonra da ailelerinin gönlünü alacaklardı. Ama maalesef Emniyet Teşkilatı, kaçan âşıkları yakalamak konusunda çok daha başarılıydı.

Bulunduktan sonra polis tarafından ailesine teslim edildi Melek. Ama bir şartla. Kızın kılına zarar gelmeyecekti. Yoksa aile ölümünden sorumlu tutulacaktı.

Aile meclisinin kesin kararı ölümdü. Melek’in annesi “Kepaze etti bizi elaleme. Artık o benim kızım değil” demişti. Aile üyelerinin ortak kararı da buydu zaten. Melek, ailesini rezil etmişti.

Değişen zamanla birlikte, cinayet yöntemleri de değişiyordu. Madem kılına bile dokunamayacaklardı, onlar da dokunmazlardı. Ama dokunana da karışmazlardı.

Melek yatağının kenarında kıvrılan yılanı gördüğünde çok geçti. Attığı çığlık, ondan duyulan son ses oldu.

Polis, Melek’in ailesinde kusur bulmakta, Melek’i tutup getirmek kadar başarılı değildi. Aile aklanmıştı. Huzurlulardı. Artık tertemizdiler.

Melek’in annesi aylar sonra, dizinin yeni bölümünü izlemek için koltuğunda oturuyordu. Aşkları yılan hikayesine dönen, bir türlü kavuşamayan 2 gencin anlatıldığı sıradan bir diziydi bu.

-Ay inşallah kavuşurlar artık. Kurudu gitti çocuklar. Yazık…

Melek’in annesinin sözleriydi bunlar. Dizideki âşıkların haline üzülüyordu. Birbirlerini seviyorlardı ne de olsa. Ama türlü engeller sebebiyle kavuşamıyorlardı.

Bu ülkede binlerce genç, ailesi istemediği için birbirlerine kavuşamıyordu zaten. Niceleri sevdiğiyle beraber olduğu için öldürülüyor, niceleri başlık adı altında para karşılığı satılıyor, niceleri bir ömrü hiç sevmediği bir adamla beraber geçirmek zorunda kalıyordu. Ama bu ülkede milyonlarca insan kavuşamayan âşıkların, kararan hayatların anlatıldığı diziler karşısında göz yaşı döküyor, onlara dua ediyor, kaderlerine lanet okuyordu.

“Gidelim buralardan” diyordu kız, sevdiği adama. Fonda iç burkucu bir müzik, acılarına ortak oluyordu.

“Gidin, kurtarın kendinizi” diyordu Melek’in annesi ekran başından.

Melek gibileri, hayat denilen bu filmde bir figüran bile değildi. Hayat filminde aşk denen bir şey yoktu.

Gerçek aşk, sadece dizilerde vardı.

ayyash07

~ yazan: ayyash07 Ağustos 30, 2009.

Yorum Yapın