
Ebru sıkıntıdan patlamak üzereydi.
Minibüsle işten eve dönüyordu. Fakat minibüse bineli 1 saat geçmesine rağmen değil evine varmak, daha iş yerinin bulunduğu mahalleden çıkamamıştı. Çok boğucu bir trafik vardı. Arabalar yerinden kımıldamıyordu. Derin bir “ya sabır” çekti Ebru.
Erdal, mezuniyet hediyesi olarak babasının aldığı arabasına bakıyordu gülümseyerek. Her şeyiyle kendisine ait olan bir araba… Az sonra arabasına binecek ve arkadaşlarıyla buluşacaktı. Muhtemelen yeni taktırdığı bass’la son ses müzik çalacak, camları da açarak sokakları inletecekti. Sigarasını söndürdükten sonra arabasına bindi.
“Hayırlı olsun” dedi Burak “güle güle kullan, Allah nice hatunlar gezdirmek nasip etsin” dedi gülerek. Erdal’ın göğsü kabarıyordu. Ortamda bir havası olmuştu. “Kaç basıyor acaba?” diye sordu birisi. “Deneyelim” diye yanıtladı Erdal. “Yarışalım o zaman” dedi bir başkası. Ayaküstü hangi güzergahı kullanacaklarını belirlediler. 5 dk sonra motorlardan ağır gürültü duyulmaya başlandı.
Ebru’nun sinir katsayısı hızla yükseliyordu. Aynı şekilde minibüsteki herkes homurdanıyordu. Şoför, kalabalığa seslendi:
-Yasak olduğunu biliyorum. Ama müsaadenizle camı açıp sigara içmek istiyorum. Beynim patlamak üzere.
Birkaç kişi “iç kardeşim” diye seslendi şoföre. Diğerleri minibüsün içinde muhabbet ediyordu.
-”Biz adam olmayız” diye söylendi yaşlı bir amca.
-”Ayıptır ya, bu kadar beklenir mi trafikte, yürüyerek gitsem daha çabuk varırdım.” dedi bir genç.
-”Seçimlerde oy istemeyi biliyorlar. Ama o koltuğa oturunca hiçbir şeyi hatırladıkları yok. Kim geldiyse şu trafiği düzeltemedi.” dedi yaşlı bir teyze.
-”El gider Ay’a, biz gideriz yaya” katıldı şoför.
Arkalardan gelen siren sesleri minibüse kadar ulaşıyordu. Şoför, gelen ambulansa yol açmak istiyordu fakat trafik tam bir keşmekeşti. Sıkışıklığın kaynağını da bilmiyordu kimse. Ambulans kaderine razı olmak zorunda kaldı ve diğer araçlarla beraber yolun açılmasını beklemeye koyuldu.
Erdal, kavşağa gelmeden önce kırmızı ışığın yandığını gördü. Işıklara takılmadan son bir gayretle geçmek için gaza yüklendi. O sırada kavşağın sol tarafında kalan yoldaki araçlar hareket etmeye başladı. Erdal kavşağa geldiğinde gelen araçtan kurtulmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Soldan gelen araçla şiddetli bir şekilde çarpıştılar. Arkasından gelen arkadaşı bunu gördüğünde frene asılsa da aynı çarpışmaya dahil olmaktan geri kalmadı. Saniyeler içinde gerçekleşen bu olayda pek çok araç kazadan nasibini aldı. 12 tane araç zincirleme bir şekilde kavşağı kilitlerken, bu olayın insanların işten eve döndüğü saat olması ve dolayısıyla trafiğin yoğun olduğu saat olması acı bir rastlantıydı.
Kavşaktan geçme imkanı sıfırdı. Araçlar çarpışmanın etkisiyle savrulmuş, sürüklenmişti. Sağ kalanlarda frene zamanında bastıkları için şanslıydılar. Ama onlarda hareket edemiyordu. Hurdaya dönen araçlar kavşağı kilitliyordu.
Kazayı gören vatandaşlar arabalarını durdurup hemen olay yerine koştular. Ama içlerinde ilk yardım konusunda bilgi sahibi olan yoktu.. Yaralıların sayısı çok fazlaydı. Hemen alelacele Acil Yardım arandı, polis çağrıldı, çekici çağrıldı. Araçların içinde sıkışıp kalan insanlar kurtarılmaya çalışıldı. Erdal, başka bir aracın tekerinin altında başından kanlar akarak yatıyordu. “Gelin, tutun kollarından” diye bağırdı birisi. Topluluk, Erdal’ın bileklerinden tutarak çekmeye çalışıyordu. Bir diğer grup ise, Erdal’ın altına sıkıştığı arabayı kaldırmaya çalışıyordu. Erdal zor bela çıkarıldı arabanın altından. Kanaması bir haylı fazlaydı ve bilinci yerinde değildi. Çok zayıf bir şekilde nefes alıyordu. Kanamasını durdurmak için bir şeyler yapmaya çalıştı vatandaşlar. Kimisi buz koyalım dedi, kimi tampon yapalım dedi. Herkes elinden geldiğince yaralılara yardım etmeye çalışıyordu. Erdal’ın arkadaşı çoktan ölmüştü. Yolun kenarına çektiler onu. Herkes kendince muamele ettikten sonra ambulansı beklemeye koyuldular. Başka çareleri yoktu.
-”Bu ülke böyle işte, ambulans gelmek bilmiyor.”
-”Yahu adam ölecek, ambulans yok ortada.”
-”Trafiğin anası ağladı. Ne çekici geliyor, şunları kaldırsın; ne ambulans, geliyor, yaralıları alsın. Bizde kaldık böyle.”
-”Biz adam olmayız.” dedi içlerinden yaşlı bir amca.
Görünüşünden kültürlü ve eğitimli olduğu anlaşılan genç bir hanım Erdal’ın başucunda bekliyordu. Erdal’ın soluk alış-verişleri gittikçe düzensizleşmeye başlıyordu. Kanaması da durmak bilmiyordu. Aklına yapabilecek başka şeyler getirmeye çalışsa da olmuyordu. Mecbur ambulansı bekliyordu Erdal’ın başında.
Aynı anda 600 m ötede ambulans şoförü de bekliyordu. Trafik yerinden oynamıyordu. Sapabileceği herhangi bir ara yol da yoktu. Bekliyordu. Ama neyi? Bu trafiğin bu şekilde açılacağı yoktu.
Genç bayan Erdal’dan nabız alamıyordu. Panikle bağırmaya başladı. “Ölüyor, yardım edin.” Hemen Erdal’ın başına toplandılar. İçlerinden birisi rastgele kalp masajı yapmaya başladı. Kimisi suni teneffüs uyguluyordu. 5 dakika geçmesine rağmen Erdal’ın nabzında herhangi bir hareket yoktu. Erdal ölmüştü.
-”Burada inebilir miyim?” diye seslendi Ebru.
-”Bende inmek istiyorum.” dedi bir tanesi.
-”Kusura bakmayın, hepinizi burada indireyim ben. Bu trafiğin açılacağı yok. Geç kalmayın gideceğiniz yere.” diye seslendi şoför.
-”Bu saatte başka neyle gideriz evimize?” diye sordu yaşlı bir teyze.
-”Biraz yürürüz, sonra boş bir caddede başka bir minibüse bineriz, olmadı taksiye bineriz.” dedi torunu.
-”Biz adam olmayız.” diye söylendi yaşlı bir amca yerinden kalkmadan önce.
ayyash07








